Halkın Adamı olarak YILMAZ GUNEY i sizlere tanitmaya
calisacagiz Yılmaz GÜNEY hayatını öncelikle bir belgesel olarak sizlere
sunalim sonra yazılı olarak ve filmleri ilede sizlerle birlirte olacagiz
Gerçek İsmi - Yılmaz PÜTÜN
Lakabı - Çirkin Kral
Doğum Tarihi : 1937 / Adana
Ölüm Tarihi : 1984 / Paris
Avrupa'da Türk Sineması deyince uzun süre akla ilk ve ne yazık ki tek isim
olarak gelen Yılmaz Güney, ilk, orta ve lise eğitimini Adana'da tamamladı.
Simit satmaktan pamuk toplamaya kadar türlü işte çalışarak emek kavramıyla
küçük yaşta yakından tanıştı.
İktisat Fakültesi'nde okudu. Burada okurken çeşitli dergilere öyküler yazdı.
1958'de Atıf Yılmaz'ın "Bu Vatanın Çocukları" filminde senaryo çalışmalarına
katıldı, yönetmen yardımcılığı ve oyunculuk yaparak sinemaya girdi. 1961-63
yılları arasında fikir suçundan mahkum oldu. 1963-70 yılları arasında önce
küçük şirketlerin iddiasız filmlerinde başrol oynadı, senaryolar yazdı.
At Avrat Silah'la yönetmenliğe başladı 1966. 1970'lere gelindiğinde
özellikle Anadolu seyircisinin büyük beğenisini kazanmış ve "Çirkin Kral"
adıyla anılır olmuştu. "Umut", "Arkadaş" gibi filmleriyle bu dönemde de
başarısını sürdürdü. "Endişe"yi çekerken cinayet suçuyla tutuklandı ve 18
yıl hapse mahkum oldu. Hapiste olduğu süre içinde Zeki Ökten'in yönettiği
"Sürü" ve "Düşman", Erden Kıral'ın başlayıp Şerif Gören'in tamamladığı "Yol"
filmlerinin senaryolarını yazdı.
Daha sonra hapisten kaçarak Fransa'da yaşamaya başladı. Son olarak aşırı
karamsar, sert, katı bir film olarak eleştirilen "Duvar"ı çekti.
1937'de Adana'da doğan Yılmaz Pütün, lise yıllarında, bisikletiyle sinemadan
sinemaya on altı milimetrelik film bobinleri taşıyarak sinemaya ilk adımını
atar. Sinemaya daha yakın olabilmek için Ankara Üniversitesi hukuk
Fakültesini bırakır ve İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi'ne yazılır.
"Sinemayla karşılaşmam 13 yaşındayken oldu. Kavgalı dövüşlü filmlerin
gösterildiği fukara sinemalarına gidiyorduk. Kendimizi daha rahat
hissediyorduk bu sinemalarda. Mesela bir Galatasaray Sineması vardı, çok
güzeldi. Önünden geçer bakardık ama çok lükstü gitmeye korkardık. İstesek
parasını verip girebilirdik. Ama ne kıyafetimizi nede yapımızı uygun
görmezdik o sinemaya"
Bu arada, Adana'da pursantaj memurluğunu yaptığı Dar film'in İstanbul
bürosunda çalışmaya başlar. Atıf Yılmaz'la tanışır ve onun asistanlığını
yapmaya başlar.
Önüç dergisinde 1956 yılında yayınlanan Üç Bilinmeyenli Eşitsizlik
Sistemleri adlı öyküsünde komünizm propagandası yaptığı için, 1961 yılında
18 ay hapis ve 8 ay Konya'ya sürgün cezası verilir.
Öyküden ceza almasına neden olan paragraf:
"İğrenerek baktı -iyice iğrenememişti-.Yüzü daha bir buruştu. Yapmacıklı bir
sinirle "Siz böylesiniz işte" dedi."En iyiniz bile böyle. Kendi çıkarlarınız
için neler yapmazsınız.İşçiymiş.Basit bir işçiymiş-seyircilerin durumlarını
da görmek istiyordu-ben bir işçiyim. Beni basit görmezsin değil mi?İşine
yararım. Keyfini getiririm; doğru değil mi söylediklerim-söyledikleri
doğruydu. Birinci şahıs doğru demiyordu-. Ah domuzlar sizi. Bir gün
hepinizin topunuzu attıracaklar ya; dur bakalım ne zaman."
İlk kez hapse giren Yılmaz Güney, hayatının muhakemesini yapar, kendini
yeniler ve düşünsel yapısını geliştirir. Kendisine bir misyon biçer, bunu
nasıl gerçekleştireceğinin hesaplarını yapar.
Hapishaneden çıktıktan sonra zor günler geçiren Yılmaz Güney'in daha sonra
rol aldığı film sayısı artmaya başlar. 1964'te rol aldığı 10 Korkusuz Adam
filminde hiç konuşmayan, sürekli arka cebinde taşıdığı konyağı içen bir
ayyaşı canlandırır. Bu rol, filmde fazla bir önem taşımadığı halde, Yılmaz
Güney'in göründüğü sahnelerde sinema salonları inler. Böylece Yılmaz Güney
bir mitos haline gelmeye başlar ve senarist ve oyuncu olarak birçok filmde
görev alır.
Ben, oyuncu olarak halkın giyiminden, davranışlarından farklı olmamaya
çalışıyordum. Zaten olamazdım ki. Ben zaten kendimi oynuyordum. Şöyle bir
durum var: Yaptığım bütün filmlerde benden bir parça vardır.
Seyit Han, Toprağın Gelini ve Hudutların Kanunu filmleriyle ilk işaretlerini
veren sürecin sonunda beklenen çıkış Umut filmi ile yaşanır. Türk
sinemasında yer yerinden oynar. Umut, Yılmaz Güney'in başyapıtlarından
biridir. Ayıca Türkiye'de devrimci sinemanın da ilk ve en iyi örneklerinden
biridir. Bu filmi, Acı, Ağıt, Baba, Arkadaş ve Endişe takip eder. 1979'da
çekilen Sürü ve 1981 yılında çekilen Yol ile yurtdışında önemli ödüller
alır. Yol, Cannes Film Festivali'nde Altın Palmiye kazanır.
"Düşünmeden hiçbir insanın herhangi bir şey yapabilmesine imkan yoktur. Ben
sadece düşündürmek istiyorum."
Yılmaz Güney, aydın kimliğinin sorumluluğunu taşımış ve bedelini ödemekten
kaçınmamıştır.
81 yılına kadar yaşamının büyük kısmı cezaevlerinde geçen Güney'in son dönem
filmleri arasında Yol (Altın Palmiye), Sürü ve Duvar yer alıyor. 80 İhtilali
sonrasında adının ağza bile alınması yasak olan Güney, 12 Eylül sonrasında
binlerce insanın cezaevlerinde tecrit edildiği bir Türkiye'yi anlatabilmenin
en gerçekçi yolunun cezaevlerini anlatan bir filmden geçtiğini dile getiren
Güney, sloganlarla bezeli bir film yapısından uzak durabilmek için Ankara
Cezaevi sübyan koğuşunda köle hayatı süren çocukların trajik öyküsünden yola
çıkmış. 17 yıllık bir gecikmeyle Türk izleyicisine merhaba diyecek olan film
74 yılında Yumurtalık Savcısı'nı öldüren Güney'in 24 yıla mahkum olup
cezaevinden yurtdışına kaçtıktan sonra 1983'te bir hapishanede yaşananları
anlattığı Duvar (Le Mur) filminden sonra 9 Eylül 1984'te hayata gözlerini
kapar.
YILMAZ GUNEY BABA FİLMİ SİZLER İCİN SECTİK
|
|